Gerçekler bu kadar renkli olamaz...
Allaha şükür etmek için de, küsüp küfretmek için de bi dolu sebebim var.

Ama zaten dindarlıkta sanırım tamda böyle birşey. Ne düşüneceğini bilmediğin bir zamanda kabullenip teslim olmak dindarlığın tam tarifi gibi…

Bazılarımız herşeyin inanarak, yani sadece inanarak hallolacağını sanıyor…

Tanrıyı bile kandırmaya çalışırken buluyorum kendimi, acizane bi kurnazlık içindeyken. Bi çıkar ilişkimiz onunlada olur sanıyorum, oyunuma katılmıyor, kızıp suçu yine ona atıyorum. Hep tek bir tanrı olduğu yalanına inandım, yanıbaşımda kendi yarattığım başka bir tanrı varken hemde…

Zeki insanların soruları, bilgelerin cevapları vardır…
Yalnız kalmaktan korkardım, ama hiçte korkulacak birşey değilmiş.

Yalnızlık katlanılması zor birşeymiş…

En sevdiklerimdendi Whitney Houston, gençligimin Julia Robersttan sonra en idol kadınıydı. Duyduğum en güzel ses, gördüğüm en sempatik yüzlerdendi. Tanrı bilir ama zamansız ölüm dedikleri bu olsa gerek…

Hayal kurmak insana acı verir.
Tanrıdan bile şüphe duyarken, nasıl olur da insanlardan duymamamı beklersiniz?
Tanrı bazılarından gerçekleri ister, bazılarından masumiyetlerini…
Ya tanrı büyük acılar vererek bizi daha büyüklerinden korumaya çalışıyorsa…
İnanç kalpte olan birşey, akılsa bunu sorgulayıp kontrol etmeye yarıyor, aradaki farkı anlayamıyorsan ne oluyor biliyormusun?

Kayboluyorsun…

Sessiz sedasız geçmek istiyorum bu zamanları.

Kimse hayatımı bilsin istemiyorum, birkaç kişi dışında da kimsenin ne halde olduğunu merak bile etmiyorum. Bu durağanlık beni yoruyor aslında, ama sağlamasını yaptığımda eğrisi doğrusuna denk geliyor…

Yapılan en büyük yanlış, doğruları söylemekmiş…
Belkide tanrı ondan daha fazla kimseyi sevmemi hazmedemiyordur, belkide benim olayım budur…
Çok açık vermişti, benim bir suçum yok eheh.

Çok açık vermişti, benim bir suçum yok eheh.